Now Playing Tracks

Ve…

Sanırım sona geldik… Neler olduğunu yazmak bile istemiyorum. Gücüm tükendi. Ama içimi birine dökmezsem ağlama krizlerim geliyor. Hayatım boyunca böyle hissetmemiştim, ne pislik bir duyguymuş bu; birine bağlı olmak…

Ondan başka kimsem yokmuş bunu fark ettim. Arkadaşım da, ailem de sevgilimmiş meğer. Bugün bunu daha iyi anladım. Sadık olacağım derken bağımlı olmuşum ben. Şimdi sanki eroinmanmışım gibi. Alamadığım zaman yokluk krizlerine giriyorum, ağlıyorum. Bir de şöyle hissettiğimi fark ettim: O olmadan nasıl yaşayacağım, bunca zorluğun üstesinden nasıl tek başıma geleceğim? Bir buçuk yıl boyunca her anımda o vardı. Başım sıkıştığında hep o koştu. Peki ya şimdi ne olacaktı. Bundan sonra beni onun sevdiği gibi seven olur mu merak ediyorum açıkçası. Belki de sevilmemekten korkuyorum. Ya o peki sevecek miydi beni sevdiği gibi başka birini. Onun için de çırpınacak mıydı böyle. Uyusun diye saçını okşayıp kulağına bir şeyler fısıldayacak mıydı. Morali bozuk olduğunda gülsün diye gıdıklayacak mıydı. Muayyen günlerinde onu mutlu etmek için uğraşacak mıydı. Bunları düşündükçe daha da kahroluyorum. Ölsem daha az acı çekerim belki. Nasıl yaşayabileceğimi bilmiyorum. Aldığım her nefeste daha çok boğuluyorum.

Bir ilişki nasıl mahvedilir?

Çok güzel bir doğum günü yaptık sevgilime. Her şey o kadar güzel ki. Arkadaşlarımızla eğleniyoruz falan filan. O gece mükemmeldi. Ertesi günü olanlar oldu. İşten çıkıp direkt olarak sevgilimi görmeye gittim onun iş yerine. Kumpir tezgahı açtı bu kaleiçine. Neyse. Niye bilmiyorum ama gergindim. Yanına geldiğimde benimle hiç ilgilenmedi. Kumpir yapıyordu kendine. Bende yemek istediğimi söyledim, ama o otlanırsın benimkinden diye karşılık verdi. Hiç aldırış etmedim. Kendi isteğine göre kumpiri. Ayı oğlu ayı. İnsan sevgilisini de düşünür. Neyse ben buna aldırış etmedim yaptığı kumpirden de almadım. Zaten o da pek vermek istemedi gözümün içine baka baka yedi öküz. Bu arada susuyoruz öylece hiç konusmuyoruz. Kalktı bu ayağa sonra döndü bana da dedi ki: “bir gelsene bir şey söyleyeceğim” gönülsüzce gittim yanına bir şey söyleyecek diye. Bana öyle donuk baktı ve dedi ki: “ bir şey yok!” Bir şey yok mu!? Bir şey yok ha. Ulan bildiğin benimle oynuyorsun dalga geçiyorsun, herkesin içinde beni küçük düşürüyorsun diyerekten çantamı kaptığım gibi tuttum evin yolunu. Ama bildiğiniz üç buçuk atıyorum arkamdan gelmeyecekte göt gibi kalacağım öyle diye. Neyse ki geldi. Tuttu kolumdan amacın ne senin diye atar yaptı bana. Bırak beni eve gitmek istiyorum diyorum. Anlamıyor sıktıkça sıkıyor kolumu. Arkadan kırolar da bizi izliyormuş meğer, bıraksana kızı diye bir ses geldi birinden. Dışardan böyle bir tepki gelince çocukcağız da ne yapsın atarlandı tabii doğal olarak. Tam bu gidiyordu ki benden aynen şu sözcükler döküldü. “Gitmeyeceksin, kalacaksın. Eğer gidersen yüzüğünü de al git.” Sonrasında haklı olarak tabii facia yaşandı. O  an dilimi makasla kesip, klozete atıp, üstüne bir güzel sıçıp sifonu çekesim geldi. Ağzımın içini arılar soksaydı da söylemeseydim keşke! Bu bir afalladı önce. Sonra çıkar bakayım yüzüğü dedi. Yapacak bir şey yok söz ağızdan bir kere çıkar dedim. Boynum bükük kaderime razı geldim çıkardım verdim yüzüğü eline. Adam çıldırdı tabii ne yapsın. Orayı burayı tekmeledi küfürler savurdu. Sonrasında eve gitti. Arkasından koştum ama beni takmadı. Aradım ama telefonunu kapatmıştı. Onunla konumsak istediğimi söylediğimde beni reddetti. Ben bir şeyleri açıklamak hatta ‘düzeltmek’ isterken o beni kendinden uzaklaştırdı. Dayanamadım benimle konusmuyor diye bütün kapalı yolun önünde bağırdım ona gerizekalı diye. Hiç tınlamadan yürüdü gitti. Arkasına bile bakmadı.

O ana dek bir damla göz yaşı dökmemiştim. Sinirimden ya da olayın şokundan herhalde. Aslında ortada olay bile yoktu. Her şey o kadar çabuk oluvermişti ki tam olarak neler olduğunu anladığımda kendimi evde tuvalette ağlarken buldum. Hıncımı alamadım. Daha da çok canını yakmak istedim sevgilimin. Ona o kadar çok kırıcı sözler söyledim ki şimdi ise utanıyorum sadece kendimden. Adam bana karşı saygısını hiç yitirmedi, ben ise saydırdıkça saydırdım.

Ertesi gün geç uyandım okulum olduğu halde. Zaten son zamanlarda hep geç kalır oldum okula. Dersleri siklemez oldum. Notlarımın düşüşüyle beraber öğretmenlerimin gözünden de düşmüştüm. Neyse geç olsun güç olmasın diyerekten hazırlandım çıktım okula gitmek için… Durağa yürüyorum ama aklımda binbir çeşit plan var. Kuruyorum kafamda şöyle yapsam böyle yapsam diye. Daha nereye geldiğimi fark edemeden deprem olur gibi oldu. Döndüm baktım meğer tramvay geçiyormuş az kalsın eziliyordum resmen. Aşk adamı böyle aptallaştırıyor işte. Zaten erken yaşta ölürsem İsmaille aramızı nasıl düzelteceğim diye düşünürken öleceğim.

Neyse okula gittim ve direkt tuvalete girip İsmail’i aradım. Biraz uzun çaldı ve sonra açtı. Hiç ses çıkarmıyor telefonda sanki benim konuşmamı bekliyor gibi. ‘ne var?’ Dedi. Böyle durumlarda sevgilimin tripleri beni benden alıyor. “okulun tuvaletindeyim ben, gözüm karardı az önce ve başım dönüyor derse giremiyorum”

 Tamam kabul ediyorum; yalan kötü bir şey! Ama ilişkiyi kurtarmak adına söylenen yalanlar beyaz yalanlar grubuna giriyor. Hem aslında yalan bile değil. Ki ben zaten aşırı narin bir kızım. Muayyen günlerimde sancıdan bayılırım, aşı olurum bayılırım, kan aldırırım bayılırım, ağda yaptırırım bayılırım. Hatta çok strese girdiğimde ya da üzüntüden bayıldığım bile olmuştur.

Hayal kuruyorum. Ben böyle söyleyince canım sevgilim koşa koşa okula gelecek, beni sarıp sarmalayacak, öpüp koklayacak, bu konu da böyle kapanacak. Ama nerdeee. Adamın verdiği cevap şöyle oldu “özgeyi çağır tuvalete sonra beni ara.”

Bu erkekler harbiden mal galiba. Sanki Özge’yi aramayı, hiç düşünemedim sen söyleyesin diye seni aradım, ah aptalım benim. Bu tabii böyle deyince ben bir atarlandım “başım sıkıştığında bir daha seni aramayacağım diye” telefonlarına da bakmadım. 150 kere aramış kıyamam. Açtım. Seni yavşak şerefsiz diye bir saydırıyor bu bana. Özge de duydu tabii haliyle. Hiç yakıştıramadım İsmail’e dedi. Kimse kimseye küfür yakıştırmaz zaten.

Neyse bu çıkmış gelmiş okula kantinde yakaladı beni. Hiç konusmadan çantamı ve kitaplarımı aldım otobüse bindik ve eve gittik.

Eve geldiğimizde bağırış çığırış olur zannediyorum gayet güzel bir şekilde konuştuk. Hatta ağlamakla gülmek arası bir şey yaşadık ve barıştık. Sonrasında mutlu mesut bir şekilde Caner’in evine kahvaltıya gittik. Caner de sevgilisiyle yaşıyor. Evleri o kadar şirin ki özendim onların şuan ki konumlarına. Eve adımımı attığım andan itibaren aynı şekilde bizi hayal ettim. Pijamalı haller, birlikte yemek yapmalar ve daha fazlası… Meğer öyle olmuyormuş bir zaman sonra insan bıkıyormuş, sıkılıyormuş Caner böyle söyledi. Biz birbirimizden bıkar mıyız bilmiyorum. Belki kavga etmekten, sürekli birbirimizi yemekten helak oluruz.

Her neyse. Kahvaltıdan sonra ben işe gittim İsmail ise kumpir tezgahının başına geçti. Sözde akşam sinemaya gidecektik ama tabiî ki öyle bir şey olmadı. Gelelim akşama…

Yine Sponçtayız kumpirin başında. İyiyiz güzeliz birlikte yemek yedik. (hatta dürümünün içine bol soğan koydurttum kızlar yaklaşamasın diye) müşteri gelince yardım ediyorum bende. Tavla oynuyoruz bıcır bıcırız. Tam sevgi kelebeği olduk ki…

Babam aradı nerde kaldın falan diye. İsmail’e gitmemiz lazım diyorum. O arada tam yeni müşteriler geldi. 3 kız 1 erkek. Üniversite öğrencileriymiş indirim falan istedi kaltaklar. Paran yoksa yemiceksin arkadasım alma o zaman mal. Neyse bunlar bir sohbete geçti. Bu arada nerdensiniz diye sordu kızın teki (ben ne kadar kız desem de İsmail erkek sordu diyor. Pışııık aptal mıyım ben) İsmail ‘kaş’ dedi. Benim şarteller attı. Yok gülüşmeler sen nerde okuyorsun diye soru sormalar falan… Hemen bir şey yapmalıydım yoksa olaylar daha kötüye gidecekti. O arada annem aradı. Ama İsmail’e nasıl bağırıyorum herkesin içinde. Geç kaldık diye. Elini kaptığım gibi hemen yürüdük geçtik. Zaten Metin gelmişti, o bakacaktı tezgaha. Neyse ben hem annemle konusuyorum telefonda hem İsmail’in elinin içini tırnaklıyorum. Hatta ‘parçalamaya’ çalışıyorum. Telefonu kapatınca yine parladım ben. Bu da her zamanki gibi ne yapmaya çalışıyorsun sen falan diyor atar yapıyor. O kadar kızmış, kendimi kaybetmiş olacağım ki, bir tokat patlattım yüzüne şak diye!

Çok sinirlendi, gözlerinde gördüm bunu. O an kendini zor tuttuğundan eminim bana vurmamak için. Gerçi yine de ittirdi kaktırdı ama neyse. Doğruca evin yolunu tuttuk. Eve geldik. Bir hışımla kapıyı kapattı kilitledi. Pencereleri kapattı. Beni salona itti ve son olarak salonun da kapısını kilitledi. Korktum mu bilmiyorum. Ürktüm sanırım. Çünkü bu sahneyi daha önce yaşamıştım. Ama başka bir insan vardı. ( ya da hayvan) O yüzden beynimde bir şimşek çaktı hemen. İsmail onun gibi olamazdı, zaten olmadı da.

Sadece gözlerimin içine baktı ve bağırdı. Ben bana bir tane patlatacak diye bekliyorum o ise ortalığı duman etti. Ütüyü parçaladı ayağıyla, ya da ayağını parçaladı ütüyle… Nasıl olduğunu düşünmek istemiyorum bile.

Ben öyle donuk duruyorum yatak odasına geçti bana da ‘git buradan’ dedi. Tabiî ki gidecektim kitaplarımı aldım, kapıyı açtım, tam çıkıyordum ki ‘yağmur’ diye seslendi. Ona baktığımda öylece uzanıyordu. Bitmişti, tükenmişti. Ben tüketmiştim onu. Ağlıyordu. Gitmedim. Sarılıp ağladım ben de. O bana surat yapmadı, ayrılıkla tehdit etmedi, sardı sarmaladı beni. O an o kadar utandım ki kendimden. Gömdüm yüzümü omzuna salya sümük ağladım.

Sonrasında bir özür bile dilemedim. Eve bıraktı beni. Hep aynı şefkatiyle. Eve geldikten sonra içimden bunları yazmak geldi. 2 gündür göz yaşım dinmek bilmedi. Yüzüne karşı söyleyemedim belki ama ben düşüncesiz değilim. Özür dilerim sevgilim…

veyvemilaketu:

“hıı duysun da vursun beni” cümlesinin altındaki o korumacılıktan o efendime söyliyim kıskançlığa duyulan mutluluktan söz edeyim sana. vurmayacağını bilirsin, vurmayı bırak dokunamayacağını dahi farkındasındır fakat hoşuna gider. “söyle ona da söyle de şuracıkta vursun beni” dersin. bi de mutlu olursun. gerçekten mutluluk verici. manyaklaşma süreci böyle bir şey işte arkadaşlar.

To Tumblr, Love Pixel Union